Yapay Zekanın Yazdığı Dilekçeyi Kim İmzalıyor

Yapay Zekanın Yazdığı Dilekçeyi Kim İmzalıyor

Bu yazıda tek bir soruya bakıyorum: bir hukuki metni yapay zekaya yazdırdınız, metinde hata çıktı, sorumluluk kimde?

Baştan söyleyeyim, cevap sürprizsiz. Sorumluluk imzayı atandadır. Sürprizsiz olmasının nedeni, Türk hukukunda bu sonucu doğuran hükümlerin yapay zeka diye bir şey ortada yokken yazılmış olmasıdır. Yani "kanun bu durumu düzenlemiyor" savunması, sanıldığı gibi bir boşluk yaratmıyor.

Bu yazıda geçen her hukuki dayanağı kanun metninden aldım. Yorum yaptığım yerlerde yorum yaptığımı ayrıca yazacağım, çünkü bu konuda kesin konuşmanın bedelini okuyan ödüyor.

Önce şunu netleştirelim: araç kim, sorumlu kim

Yapay zeka bir hukuk süjesi değil. Türk hukukunda hak ve borç sahibi olabilen iki şey var, gerçek kişiler ve tüzel kişiler. Bir yazılım ikisi de değil. Dolayısıyla "yapay zeka hata yaptı" cümlesi hukuken bir sorumluluk adresi göstermiyor. Sorumluluk, o metni üretip kullanan kişide kalıyor.

Bu, model sağlayıcısının hiçbir yükümlülüğü olmadığı anlamına gelmiyor. Sağlayıcı ile aranızdaki ilişki kendi sözleşmesine tabi ve kişisel veri tarafında ayrı bir rejim var. Ancak müvekkile, mahkemeye ve baroya karşı muhatap sizsiniz.

Avukatlık Kanunu 34: özen ve doğruluk

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 34 üncü maddesi şu şekilde:

"Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler."

Bu maddede iki kelime bu yazının tamamını taşıyor: özen ve doğruluk. Kanun, avukatın işi nasıl yaptığını değil, sonucun özenli ve doğru olmasını arıyor. Metni kalemle mi yazdınız, şablondan mı ürettiniz, stajyere mi yazdırdınız, bir dil modeline mi yazdırdınız, madde bunların hiçbirini ayırmıyor. Ayırmadığı için de yapay zeka kullanımı otomatik olarak ihlal değil; ama ürettiği metnin doğruluğunu kontrol etmemek, doğrudan bu maddenin alanına giriyor.

TBK 506: basiretli vekil ölçüsü

Müvekkil ilişkisinin özel hukuk tarafında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu var. Vekalet sözleşmesi 502 nci maddede tanımlanıyor. Asıl hüküm 506 ncı maddede:

"Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır."

Son cümle kritik. Ölçü sizin niyetiniz veya elinizden gelenin en iyisi değil. Ölçü objektif: aynı alanda iş yapan basiretli bir vekil ne yapardı.

Bu ölçünün yapay zeka bakımından rahatsız edici bir sonucu var ve bunu bir yorum olarak yazıyorum, kanun metni değil. Basiretli vekil ölçüsü zamanla birlikte hareket eden bir ölçüdür. Bir araç meslekte yaygınlaştıkça, o aracın bilinen hata türlerini bilmek de basiretli davranışın parçası haline gelir. Dil modellerinin var olmayan içerik üretebildiği bilinen bir özellik. Bu bilgi meslek çevresinde yerleştiği ölçüde, "model uydurdu, ben bilemezdim" savunmasının basiretli vekil ölçüsü karşısında ayakta kalması giderek zorlaşır yönünde değerlendirilir. Bu benim çıkarımım; bu yönde verilmiş bir Türk mahkeme kararı bulup doğrulayamadım, o yüzden kesin dille yazmıyorum.

Bir de 507 nci madde var, işin üçüncü kişiye gördürülmesi halini düzenliyor: vekil yetkisi dışına çıkarak işi başkasına gördürdüğünde, onun fiilinden kendisi yapmış gibi sorumlu oluyor. Yetkili olduğu hallerde ise sadece seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlü.

Burada dikkatli olmak gerekiyor. Bir yazılım "üçüncü kişi" değil, dolayısıyla 507 doğrudan uygulanmıyor. Ancak maddenin kurduğu mantık, işi kendi elinizden çıkarmanın sorumluluğu kendiliğinden dağıtmadığını gösteriyor. Bunu bir analoji olarak sunuyorum, hüküm olarak değil.

HMK 29: mahkemeye karşı doğruyu söyleme

Müvekkil ilişkisi bir taraf, mahkeme ilişkisi başka taraf. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29 uncu maddesi "Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü" başlığını taşıyor. Maddenin ikinci fıkrası, tarafların davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun biçimde yapmakla yükümlü olduklarını düzenliyor.

Madde gerekçesinde bu yükümlülüğün ana noktalarının vakıalar ve deliller olduğu, yargılamada tarafların bir mücadele içinde olsalar da bu mücadelede her şeyin geçerli sayılamayacağı belirtiliyor. Ayrıca kanunun çeşitli maddelerinde dürüstlük kuralına aykırı kötüniyetli davranışların önüne geçmek için yaptırımlar öngörüldüğü ifade ediliyor. HMK bu çerçevede kötüniyetli hakim reddi, kötüniyetli ıslah, dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderinden sorumluluk ve kötüniyetle dava açılmasının sonuçları gibi ayrı hükümler içeriyor.

Buradan çıkan pratik sonuç şu. Var olmayan bir kararı emsal diye dilekçeye koymak, sadece bir kalite sorunu değil. Mahkemeye yapılan bir beyanın gerçeğe uygunluğu meselesi. Kastın olup olmadığı, hangi hükmün ve hangi yaptırımın devreye gireceği bakımından belirleyici olur ve bu somut olayda mahkemece değerlendirilir. Ben burada "şu ceza verilir" demiyorum, çünkü bunu söyleyebilmek için önümde bir karar olması gerekir.

Bu konuda dürüst olayım: bu meseleye ilişkin, resmi kaynağından yayımlanmış bir Türk mahkeme kararı veya baro disiplin kararı bulup doğrulayamadım. Bu, böyle bir karar olmadığı anlamına gelmez, benim resmi metnini görmediğim anlamına gelir. Görmediğim bir dosya üzerinden de kimse hakkında değerlendirme yazmam.

Buna karşılık, riskin kendisi Türkiye'nin kişisel veri otoritesinin kendi yayınında meslek adı verilerek örneklendiriliyor. Kişisel Verileri Koruma Kurumu'nun Kasım 2025 tarihli Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi, bu teknolojinin taşıdığı riskleri sayarken halüsinasyonu ilk sıraya koyuyor ve somut örnek olarak şunu gösteriyor: bir avukatın içtihat araştırması sırasında yapay zeka aracılığıyla gerçekte var olmayan mahkeme kararları veya alıntılarla karşılaşması. Rehber nedenini de açıkça yazıyor. Bu modeller istemleri anlamıyor, eğitildikleri veriler üzerinden istatistiksel olarak en olası çıktıyı üretiyor. Bu nedenle üretilen yanıt dilsel olarak tutarlı görünse dahi içerik bakımından hatalı ya da gerçek dışı olabiliyor ve doğruluğunun kontrol edilmesi gerekiyor.

Burada dikkat: rehber bunu yaşanmış bir vaka olarak değil, öngörülen bir risk örneği olarak veriyor. Ama örneği rastgele seçmemiş. Düzenleyici, bu riski anlatmak için doğrudan avukatlık mesleğini seçmiş durumda.

Bir ayrıntıyı yine de yorum olarak eklemek istiyorum, çünkü bu tartışmada sık duyulan bir savunma. "Kararın içeriği doğruydu, sadece künyesi yanlıştı" savunması pratikte iş görmez. Künye bir süsleme değil, mahkemenin kararı bulup teyit etmesini sağlayan şeyin kendisidir. Var olmayan bir künye, mahkemeyi doğrulanamayan bir beyanla baş başa bırakır. Bu yönüyle HMK 29 uncu maddedeki gerçeğe uygun beyan yükümlülüğü ile Avukatlık Kanunu 34 üncü maddedeki doğruluk ölçütü karşısında sorunlu değerlendirilir. Bu benim yorumum, hüküm değil.

Kontrol etmemek ayrı bir eksiklik

Aynı rehber, doğru ve gerektiğinde güncel olma ilkesini üretken yapay zeka sistemleri bakımından ayrıca ele alıyor. Rehbere göre bu ilke yalnızca sisteme verilen girdiler açısından değil, üretilen çıktılar açısından da geçerli ve sistem çıktılarının düzenli olarak izlenmesi, gerektiğinde insan gözetimi mekanizmalarıyla desteklenmesi gerekiyor. Rehberin özellikle vurguladığı nokta şu: çıktıda kişisel veri yer alıyorsa, yanlış veya yanıltıcı bilgi paylaşılması ilgili kişiler açısından zarara yol açabilecek sonuçlar doğurabiliyor.

Bunun avukat için pratik karşılığı iki katmanlı bir risk. Birinci katman dilekçedeki hatanın kendisi, yani özen yükümlülüğü. İkinci katman, o hatanın bir gerçek kişiye ait yanlış bilgi içermesi, yani veri doğruluğu. İkisi ayrı rejimlerde ayrı ayrı değerlendirilebilir.

25 Aralık 2025: disiplin rejimi baştan yazıldı

Bu yazının en güncel ve en atlanan kısmı burası.

24/12/2025 kabul tarihli 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun disiplin hükümleri yeniden yazıldı. Baro duyurularına göre Kanun 25 Aralık 2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı ve Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklikler yayımı tarihinde yürürlüğe girdi. Kanunun kendi yürürlük maddesi de, bir istisna dışında diğer maddelerin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini söylüyor.

Yeni 134 üncü madde şöyle:

"Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir."

Eski 134 üncü madde genel bir çerçeve çiziyordu. Yeni düzenlemenin farkı, 135 inci maddede hangi fiile hangi cezanın verileceğinin tek tek sayılmış olması. Disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma.

Bu listede yapay zeka kullanımıyla doğrudan kesişen üç bent var. Hiçbiri yapay zekadan söz etmiyor, ama fiili tarif ediyorlar.

Kınama cezası gerektiren haller arasında:

"m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek."

Bu bent, bu tartışmanın tam merkezi. Doğrulanmamış bir metin yüzünden bir süre kaçarsa, bir talep eksik ileri sürülürse, bir itiraz yanlış dayanakla reddedilirse ortaya çıkan şey tam olarak budur: özen ihlali ve hak kaybı. Fiilin yapay zeka aracılığıyla gerçekleşmiş olması bendin uygulanmasını engelleyen bir unsur olarak yazılmamış.

Yine kınama cezası gerektiren haller arasında:

"b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak."

Bu bent, serinin birinci yazısındaki konuyla bu yazıyı birbirine bağlıyor. Müvekkil dosyasını dışarıdaki bir sisteme girmek, KVKK tarafında ayrı bir mesele; meslek disiplini tarafında da ayrı bir mesele. Aynı fiil iki farklı rejimde birden değerlendirilebilir.

Uyarma cezası gerektiren haller arasında ise şu var:

"l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek."

Para cezasının miktarı da yeni metinde belirlenmiş: yirmibin Türk Lirası ile ikiyüzbin Türk Lirası arasında, disiplin soruşturmasını yürüten baroya ödenmek üzere. Bu tutarlar her yıl, Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanıyor. Yani yukarıdaki rakamlar metindeki nominal rakamlar, güncel tutar için ilgili yılın yeniden değerleme oranına bakmak gerekir.

Bir de tekerrür var. Yeni 136 ncı maddeye göre, hakkında disiplin cezası verilen avukatın bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için öngörülen cezanın bir derece ağır olanı uygulanıyor. Aynı madde, meslekten çıkarmayı gerektiren haller hariç olmak üzere, ilk defa disiplin cezası gerektiren bir fiil işleyen avukata verilecek cezadan bir derece hafif olanının uygulanabileceğini de düzenliyor.

Tabloyu birleştirince şu çıkıyor: aynı özensizlik, ilk seferinde bir derece hafifletilebilirken, beş yıl içindeki tekrarında bir derece ağırlaşıyor. Yapay zekayı doğrulamadan kullanmak tek seferlik bir kaza değil, alışkanlık olarak yerleşen bir çalışma biçimi olduğu için, bu maddenin mantığı burada özellikle önemli.

Peki ne yapmalı

Buradan itibaren yazdıklarım kanun metni değil, benim önerim.

Yapay zekayı bırakın demiyorum. Ben de kullanıyorum, kendi ürünümü de bunun üzerine kuruyorum. Söylediğim şey, aracın çıktısının imza aşamasına doğrulanmadan gelmemesi gerektiği.

Pratikte üç şey işe yarıyor.

Birincisi, kaynak zorunluluğu. Metinde geçen her karar, her madde numarası, her tarih birincil kaynaktan tek tek kontrol edilmeden dosyaya girmez. Mevzuat için mevzuat.gov.tr ve Resmî Gazete, kararlar için ilgili resmi karar erişim sistemleri. Modelin verdiği künye kulağa ne kadar doğru gelirse gelsin, kontrol edilmeden doğru sayılmaz. Kulağa doğru gelmesi zaten bu araçların en tehlikeli özelliği.

İkincisi, iş bölümü. Yapay zekayı hukuki iddia üretmek için değil, yazım, düzen, özet ve taslak için kullanmak riski büyük ölçüde düşürüyor. Bir dilekçenin hukuki omurgasını modele kurdurup üzerine imza atmak ile, kendi kurduğunuz omurgayı modele düzelttirmek aynı şey değil.

Üçüncüsü, kayıt. Yeni disiplin metninde dosya tutma yükümlülüğünün ihlali ayrı bir bent olarak sayılmışken, hangi metnin nasıl üretildiğini ve kimin kontrol ettiğini gösteren bir kaydın tutulması, hem iç denetim hem de olası bir tartışmada kendinizi anlatabilmek bakımından işinize yarar.

Ve bir dördüncüsü, aslında en önemlisi: hangi veriyi nereye girdiğiniz. Sorumluluk yalnızca metnin doğruluğuyla sınırlı değil. Müvekkil verisini yurt dışındaki bir araca girmek ayrı bir rejime tabi ve o rejimi serinin birinci yazısında ele almıştım. İkisi birlikte okunmadığında tablo eksik kalıyor.

Aynı rehber, bireysel kullanım tarafında da net bir tavsiye veriyor ve hukuki süreçlere ilişkin bilgileri hassas nitelikteki konular arasında sayarak bu tür bilgilerin üretken yapay zeka sistemleriyle paylaşılmasından kaçınılması gerektiğini söylüyor. Yani mesele yalnızca gelen cevabın doğruluğu değil, gönderdiğiniz bilginin kendisi.

Okumalısınız: ChatGPT'ye sözleşme yüklemek KVKK ihlali mi

Sonuç

Türk hukukunda yapay zekayla üretilen hukuki metinlere özgü bir düzenleme aramak yanlış yer. Cevap zaten yürürlükteki metinlerde: Avukatlık Kanunu 34 üncü maddedeki özen ve doğruluk yükümlülüğü, Türk Borçlar Kanunu 506 ncı maddedeki basiretli vekil ölçüsü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 29 uncu maddedeki doğruyu söyleme yükümlülüğü ve 25 Aralık 2025'te yürürlüğe giren yeni disiplin hükümleri.

Bu hükümlerin hiçbiri hangi aracı kullandığınızı sormuyor. Hepsi sonucu soruyor. Aracın hızlanması, imzanın anlamını değiştirmiyor.

Kaynaklar: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; 24/12/2025 kabul tarihli 7571 sayılı Kanun metni (TBMM); Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi (15 Soruda), Yayın No 113, Kasım 2025 (halüsinasyon ve avukat örneği s. 22, doğru ve gerektiğinde güncel olma ilkesi s. 33, bireysel kullanıma ilişkin tavsiyeler s. 57-58).

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki görüş değildir. Somut bir dosya için kendi durumunuza göre değerlendirme yapılması gerekir.

Kaynaklar ve uyarı

Bu yazıda kullanılan hukuki dayanakların tamamı yürürlükteki resmi metinlerden alınmıştır: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; 24/12/2025 kabul tarihli 7571 sayılı Kanun metni (TBMM); Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi (15 Soruda), Yayın No 113.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır. Hukuki görüş, hukuki danışmanlık veya herhangi bir konuda tavsiye niteliği taşımaz. Yazar avukat değildir ve bu metin bir avukatın veya yetkili bir uzmanın değerlendirmesinin yerine geçmez.

Mevzuat değişir. Burada aktarılan hükümler yazının hazırlandığı tarihte yürürlükteki metinlere dayanmaktadır; sonradan değişmiş olabilir. Somut bir durumda işlem yapmadan önce mevzuatın güncel halini birincil kaynağından teyit ediniz: mevzuat.gov.tr, resmigazete.gov.tr ve ilgili kurumun resmi internet sitesi. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin rehber ve kararlar için kvkk.gov.tr.

Somut bir dosya veya uyuşmazlık için mutlaka kendi durumunuza göre uzman değerlendirmesi alınız.